Locus Affectus: Lara Ögel

BASIN BÜLTENİ

Galerist, Lara Ögel’in galerideki ikinci kişisel sergisi Locus Affectus’a 27 Nisan - 13 Haziran 2026 tarihleri arasında ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyar. Latince locus affectus, duygunun tutunduğu yeri; bedende ya da mekânda bir şeyin hissedildiği, harekete geçtiği ve dönüştüğü alanı ifade eder. Tıp, felsefe ve şiir kadar, bedenini içeriden okumayı öğrenmiş birinin sezgisel bilgisine de ait olan bu kavram, Ögel’in sergisinde iki yönüyle ele alınır: beden bir locus’tur; duygu ise bizi hem konumlandıran hem de dönüştüren bir kuvvettir.

 

Seramik heykelleri, artık var olmayan bir katmanın izini taşıyan sulu boya çalışmaları, ve süregelen kitap kapağı çalışmalarını bir araya getiren sergi, tek ve süreklilik taşıyan bir sorunun izini sürer: Bizi bir arada tuttuğunu sandığımız katmanlar birer birer soyulduğunda geriye ne kalır? Kil, Ögel’in başlıca malzemesi ve aracısıdır. Düşünceyi temsil etmekten çok onu bedenselleştirir; dilin çözemediği sorulara biçim, yüzey ve maddenin direnci üzerinden karşılık verir. Çalışmalar, sınırların belirsizleştiği formlar etrafında gelişir: birbirine karışan, aynı anda açılıp kapanan, parçalanırken biriken bedenler. Yere atılan kil yarılır, açılır; tülün sulu boyayla teması ise önceden hesaplanmamış karşılaşmalar üretir.

 

Serginin merkezinde, kayıp olarak değil, bir arşiv olarak düşünülen ayrılma edimi yer alır. Uzaklaşan her katman kendi tanıklığını taşır; her parça aynı zamanda korunur. Ögel’in eserleri, bir bedenin ne kadar şey taşıyabileceğini ve ne zaman bırakmak zorunda kalacağını sorar. Lakin beden, yalnızca katmanlanan ya da çözülen bir form olarak değil, aynı zamanda, sembolik ve ritüel yüklerin, inanç ve teslimiyet hallerinin madde üzerinden hissedilebilir olduğu bir eşik olarak da yer alır. Tam da bu yüzden açıklıklar, yarıklar ve geçirgen yüzeyler bir eksilmeden çok, ışığın, temasın ve anlamın içeri girebildiği koşullar olarak belirir. Simone Weil’den ödünç alınan yerçekimi ve inayet arasındaki gerilim, sergi boyunca hem yapısal bir hat hem de sessiz bir inanç olarak işler: neyi ağırlığa bırakırız, neyin yükselmesine izin veririz.

 

Locus Affectus, ikilik, geri dönüş ve kendi içinde birden fazla hali taşımanın ne anlama geldiğine dair sürdürülen bir araştırmadan beslenir. Eserler bu düşünceyi doğrudan temsil etmez; onu devralır ve biçim üzerinden sürdürür. Formlar çoğuldur ama tutarlılığını korur; aynı iz tekrar tekrar bırakılır, katmanlaşır, değişir, fakat tanınabilirliğini yitirmez. Sergi, bu çoğul benlikleri tek bir mekânda bir arada tutar ve bu birikim içinde duygunun nihayet nerede yerleştiğini sorar.